Talepkâr ve Kararlı Olmak

Hayatım her zaman nimetlerle dolu geçti. Hiç bir zaman uzun süreliğine bir şeylerin(annem hariç) eksikliğini hissetmedim. Mizacım gereği her zaman çabalayan biriydim. Çünkü başarmayı seven bir insandım. Hep bir şeylerden feda ederek kendimi geliştirmeye çalıştım ama şu yaşıma kadar ki döneme şöyle dönüp baktığımda her şey mükemmel genel olarak iyi fırsatlara ve konfor alanına sahip biri olmuşum. Ama bir şey eksik istediğim kadar başarılı değilim. Sebebini düşündüm, düşündüm çok şükür ki cevabını buluverdim. Ben bu zamana kadar talep eden değil hırs eden bir olmuşum. Başarmayı hırs edenmişim. Önemli olan ne öğrendiğim, kendimi nasıl geliştirdiğim değil yolun sonunda kendi çabamla başarıya ulaşabilme hırsı olmuş. Tabi başarıya ulaşınca hafızamda olan bilgiler otomatikmen silinmiş ve kısa süreli hafızaya atılmış ve yavaş yavaş silinmiş. Başarı uğruna neleri feda etmişim. Böyle olmasa çok çok iyi olurdu ama hatamı fark etme ve bundan ders çıkarabilmemde oldukça önemli.

Değerli Hocalarımdan biri ilim için hırslı değil talepkâr olmak gerekir demişti. Ve akabinde “Hırs gelip geçicidir ama talep öyle değil.”

Bu sebeple aldığım ilimlere artık daha fazla odaklanacağım. Hırslı olmak yerine daha talepkar olacağım inşallah.

Reklamlar

Öyle bir bakışı vardı ki…

Onu gördüm. Saçları dağınık, kıyafeti ütüsüz ve sanki kahvaltı yapyı bırak her sabah kesinlikle içmeden kendine gelemediği kahvesini içmemiş gibiydi. Ama daha da fazlasını gördüm onda, onunla tamamen tevafuken karşılaştık ama sanki ikimizde birbirimizin özlemini gidermek için oralardaydık. Her zaman gittiğimiz ağaçlarla çiçeklerle kaplı sahil kenarında. Ben sahilde oturup boğazı izlerken oradan bir çiçekçi ablam gül ister misin?diyerek bana yöneldi. İşte tam o vakit çiçekçiye bakmak ve nazikçe istemediğimi ifade etmek için sağ tarafıma döndüğümde onunda uzaktaki bir bankta oturduğunu fark ettim. Anladım ki o da çiçekçinin sesine bakışlarını bu tarafa yöneltmişti. Göz göze geldik… Şaşkındım o da şaşırmıştır kesinlikle çünkü birbirimizi görmeyeli koskoca üç yıl olmuştu. Çiçekçi çoktan oradan uzaklaşmıştı ama ben hala onun gözlerine uzaktan uzağa bakakalmıştım ya o? O ise zaten dünyadan soyutlanmış ve içinden avaz avaz pişmanım diye bağırarak bakmaya devam ediyordu. Oradan geçen ambulans siren sesi ile kendime geldim. Elimdeki günlüğümü kapatıp çantama yerleştirdim ve yavaşça ayağa kalktım. O da ayağa kalkmıştı içim kıpır kıpır oldu ama geçmiş ve acılarım pranga gibi zihnime bağlıydılar. İçimdeki kırpırtıyı hemencecik acıya çevirdiler. Son defa ona baktım ve bana doğru adım atmaya hazırdı ayakları bu tarafa doğru hazır bekliyordu. Son bakışımda onun bakışlarıyla sanki bana “Dünyanın nasıl olduğunu öğrendim.” demek istediği seziliyordu. O anlardan tek hatırladığım bunlar sonrasında kendimi hastanede etrafıma doktorlar toplanmış benim hakkımda konuşurlarken buldum. Etrafıma bakındım neden burada olduğumu nasıl geldiğimi hatırlamaya çalıştım. Dışarıda iki kişi vardı. İkiside ağlayarak bana bakıyordu. Birisi bana deliler gibi aşık olan ve benim için her şeyi yapan, benim mutluluğumla mutlu olan ve benim onu çok sevdiğim sadece çok sevdiğim Eşim, diğeri bana çok çok aşık olan ama aşkı ile hayalleri arasında kalan cesaret edemediği için hayallerini seçen ve benim ona aşık olduğum adam. Olanları hatırlayıp geçmişe hızlıca gidip geldikten sonra İçimden keşke hiç uyanmasaydım diyerek tekrardan gözlerimi kapattım…

Yüksek lisans mülakata hazırlanma

Korkuyorum

Ben yapabilir miyim?

Acaba doğru tercihte mi bulunuyorum? Gibi soruları bu aşamada bir kenara dürüp kaldırdım. Şimdi başvuracağım alana odaklanmak istiyorum. Ama kafamda iki alan var, ne yapmalıyım ya pişman olursam sorusu sürekli zihnime bağlı bir halde ama bundan da kurtulmalıyım. Mülakat tarihim 2-3 temmüz olacak ben şimdi başlıyorum mülakata hazırlanmaya bakalım nasıl geçecek….

Ara sıcak

Bu arada burası benim için ruhsal olarak günlük modunda, aslında daha düzenli yazılar yazacağım ve daha faydalı böyle aklıma estikçe hangi rüzgara katılacağını bilemeyen yaprak gibi yazı yazmak beni içten içe rahatsız ediyor ama gerçekten vaktim olmuyor youtubetan kafamı kaldırsam neyse aslında çok yoğun praoğramım vardı okul haricinde o bitince bir haftadır asalak asalak içimde vicdan azabı ile dolaşıyorum. Ders çalışmamanın veridiği o derin azap işte. Ama program çok ağır iki yabancı dilde farklı alanlarda belirli dersler yabancı dil olması zaten bitiriyor. Son sınavda çok sevdiğim hocam nasılsınız dedi ben iyiyiz dedim birazda dert yanarca ama kağıdı bırakıp ağlamak istedim o kadar dolmuşum. İşte neyse…

Sonuç olarak etrafımdaki hiç kimse bu siteyi kullandığımı bilmiyor…

Zaten bende kimsenin sosyal medya hesaplarına çok dikkat etmem, benim için kişi değil düşünce önemli faydalı ve dikkat çekici ise takip ederim.

Biraz deli biraz dolu, belki psikoloğa gitmelik bir insanım ama napayım elimden bu kadat yaşamak geliyor…

2.

Merhaba…

Hayatımın parçacıklarından bir kaç şey…

Bir yıl hazırlık, 4 yıl lisans hayatımın son günlerindeyim. Mezun olunca yüksek lisansa başlamayı istiyorum. Çünkü kendi alanımda çalışmak istemiyorum. Yüksek lisansta daha özgür olacağımı hayal edemiyorum. Bunları böyle düşünüyor vr hep bu şekilde hareket ediyordum. Ama youtube da o kadar çok takılıyorum ki saatini söylememeliyim. Bazen dizi vs. Oluyor ama daha çok teknoloji, bilim, travel çeşitli different sahalar. (Bu aralar ingilizce ile bağımı daha da güçlendirmek istiyorum different yazmakla olmaz tabi ama işte napacaksın içimden böyle yazmak geldi. Neyse…) işte youtube ta bu kadar çok takılınca kendi alanımı sevdiğime ama aslında heyecanla, hep istekle bu alanda olmak istemediğime, kendimi bu alanda gerçekleştirmenin beni tatmin etmeyeceğine, daha farklı hayallerin peşinden koşmam gerektiğini fark ettim. Ya da belki de tamamen izlediklerimden etkileniyorum. Şuan lisans hayatımın son üç sınavı kaldı. Ama içimden bir ses üç sınavda olsa her şeyi bırak diyor. Ama tabiki her zamanki ben kalbimden önce aklımı dinliyorum geleceğimle ilgili kararlarda,bu sefer kesinlikle haklı, ama hep aklımı dinliyorum ama bu anlık dinlemeler. Yani uzak gelecek değil yakın geleceği düşünerek hareket ediyorum. Ama şuanda kendimi aldatmış hissediyorum çünkü bölümüm çok zordu. Herkes by bölümü okumaya yeltenmez. Büyük sabır ve çaba istiyor. Getirisi çok fazla …

Birileri ile konuşmam lazım ama etrafımda benimle konuşabilecek kimse yok. Var ama yani benim alanımın dışında ya da alakası olmayan biri ile . Gerçi şuanda yine kısa planlı karar vermeliyim ama nasıl yapacağım. İlk önce ders en zor sınavımın dersine çalışayım. Sonra bitirmem gereken ödevi bitireyim. Ama ilk başta zor sınavımla ilgili bir notu bugün bitireyim işte saat 7 ye kadar en geç uyumayayım çünkü telefon elimden düşmüyor. Sebebi ise aslında olmak istediğim dünyadan, bölümden insaların hayatlarını izliyorum.

Ben hırslı bir insanım, eğer bir şeyi gerçekten kalben istersem onu yaparım ama bunu önce aklımada inandırmam gerekiyor. Hayatım hep böyle benim. Şuan 23 yaşındayım hem ne geö hem ne erken, hem erken hem geç diyebileceğim bir dönemdeyim.

Aslında yazmaya başlarken daha farklı şeyler aklıma gelmişti. Ama işte duygu durumun istanbulun bir gününün hava durumu gibi…

Saat yedide bir notu bitirince bitirdiğimi yazacağım..

Burayı günlük olarak kullanıyorum. Galiba kendi günlüğüm beni motive etmiyor artık…

Gönlüme Değdikçe…

Artık farklı bir yazı yazma yöntemi buldum…

Günlük gibi ama yazmak istediğimde yazacağım. Postmodern dünyaya yaraşır bir eda ile..

1.

Bugün hatta bir kaç gündür. Baştan alayım hikayeyi bir arkadaşım vardı. Geçmiş kullandım çünkü o artık yok. Neyse ya işte ben bu arkadaşla ilişkilerimi bitirdim. Bunun daha iyi olduğuna karar verdim. Çünkü arkadaş tam olarak bir insanı severse ona ölçüsüz sevgi, hizmet vb. Aklınıza ne gelirse gösteriyordu. Ama sen ona hep iyi onun gibi davranacaksın mesela önce selamı sen vereceksin vermezsen o sana hiç selam vermez. Keşke öyle kalsa sen bunu fark etmezsin sonra zaman ilerler bir bakarsın ki seni görünce yüzü buz keser düşmanı gelmiş gibi bir hal alır. Bu hikaye böyle gider sen sorunu çözmek için adım atıncaya kadar Neyse barışılır tüm döngü böyledir.

Daha da kötüsü seninle konuşduğu dönemde sana canını bile verecek biriyken konuşmadığı dönemde yanında öl kılını kıpırdatmaz bunu gerçekten yaşadım. – istanbul kışları hasta olmak için üstüne yoktur. Yine öyle bir kış idi. Konuşmanaya başladı benimle ben de artık akışına bıraktım sonra aradan bir ay geçti beni bir hastalık tuttu grip, öksürük vs. O sırada arkadaşımın babası ve dedesi vefat etti. Ben hasta olsamda yatalran çıkıp cenazeye gittim. Ama cenazen geldim bir gün sonra ölü gibiyim ilaç falan hikaye bu hastalığımda bie ay gibi sürdü. Ama aynı ortamdayız. Birkere bile geçmil olsun demedi. Neyse işte yine kendime üzüldüm. Şimdi bu arkadaş birine takmış o da benim tanıdığım bazen beraber çalışırız. Ortak görevler falan. Samimi değilim yani. Bu kişide normal değil. Bunlar normalde defalarca birbirlerine küsmüşler kazık atmışlar. Şimdi yine samimi olmuşlar benden ırak olsunlar. Bu bana mesaj atıyor seni biraz durgun görüyorum falan diye kendileri samimi falan galiba beni yanlız vs zannettiler neyse ama bu kanıya nasık vardı hala anlamadım. Bir sorunun mu var konuşalım falan diye mesaj atmış. Sanane efendim benden. Gidin siz birbirinizi yiyin. Hala sinirliyim. Böyle düşünmesinde benim yoğun bir hafta geçirmem etkili oldu diycem ama ben gayette normal karşılayarak bu haftayı yaşadım. Düşündükçe sinirleniyorum.

Düşünceler atlasında kayboldum

Dinler, insanların en aciz olduğu hassas noktalardır. Her dinde kendince haklı olan diğerleri ise yanlıştır olandır anlayışı hâkimiyet bayraklarını dalgalandırır. Bazı dinlerde hakikate giden yollar bir tane değil bir çok olarak kabul ediyormuş, bunu yeni öğrendim. Hakikate giden yollar bir çok olabilir yani plüralist bir anlayış ama hepimizin aradığı hakikat aynı hakikat olduğu sonucuna nasıl varıyoruz? Yine ulaştığımız hakikatlerin aynı hakikat olduğuna nasıl emin oluyoruz?

İnsan yaşamının asıl gayesi hakikate ermek olduğu için insanda inanç, din noktasında bir çok dallara ayrılıyor.

Kimimiz hakikati nilüfer çiceğinde, kimimiz incir ağacının altında, kimimiz diğer dinlerden esinlenip onların iyisini alıp kabul etmekle kötüsünü reddetmekle ve kafamızda iyiliğe götürdüğünü düşündüğümüz yolları ve düşünceleri ibadet kabul etmekle , kimimiz vahiye inanamakla, kimimiz vahiyden sonraki din adamlarının sözlerine inanmakla hakikat öğretisi için kendimize yollar çiziyoruz.

Hepimiz farklıyız ve belkide bir çoğumuz yanlışız ama gerçek ve doğru olan şu ki her insanın özünde hakikate ve iyiye ulaşma çabası ve arzusu her zaman azalmadan bilakis artarak bulunmaktadır. Klasiklerde hakikat nedir diye başlanılan kitaplar mevcuttur. Ve bunun üzerine nice düşünce sistemi oluşturulmuştur.

Gönlümüz hakikati bulma yolundan asla vazgeçmemeli…

Bir soru daha hakikat akıl ile mi gönül ile mi ya da her ikisi beraber olunca mı bulunabilir?